Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü mezunlarının bir e-ortamıdır.

Ana Sayfa | Etkinlikler | Birikimler | Ülke Gündemi | Biz Bize | Dağar | Siteler | Sanat | Başka Şeyler

Arşiv

metu-ie-alumni

Kimlik

Yazışma

Türkiye'de Elektrik Üretimi ve Özelleştirme
<<< Geri

Yönlendirme Sayfası

Enerjide Verimlilik
Arkadaşlarımızın bir iki sorusuna cevap vermeye çalışayım:

1) Enerji konusu yoğun matematiksel modelleme, ekonomi ve teknoloji bilgileri ve planlama çalışmaları gerektirir. Yani hem mühendislik, hem yöneylem araştırması, hem de ileri düzeyde ekonomi bilgisine ihtiyaç vardır. (Benim iktisata olan ilgim de bu nedenle başladı). Bu tür çalışmalar olmadan, bu çalışmalarda yer bulan kavram, genelleme ve sonuçları bilmeden konuyu tartışmaya kalkınca anlamlı bir neticeye varmak müşküldür. Bilmeyen konuşmasın demiyorum elbette; ama ülkemizdeki enerji-ekonomi planlaması çalışmalarının seviyesine baktığımda içime bir karanlık çöküyor. EPDK hakkında ettiğim laflar Türkiyede enerji politikalarının kimlerce ve ne şekilde ele alındığını yakından bildiğim için edilmiştir.

2) Diyelim İngilterede elektrik fiyatlarının düşmesine bakarak liberalizasyonun verimliliği yükselttiğini söylemek mümkün değildir. Orada da eskiden kamu tekeli vardı. Karşılaştırılması gereken o düzenle bu yeni düzen altındaki toplam (yani özel + kamusal) enerji maliyetidir. (TEAŞ santrallerinde bu maliyet 3-4 cent/kWh mertebesinde). Ayrıntıya girmeye kalkarsak uzar gider; sonucu özetlemeye çalışayım: Neoliberal görüş, yeni düzende bu toplam maliyetin düşeceğini -- mevcut iktisat ortodoksisine rağmen -- iddia ediyor. Internet sitelerinde bu yönde çok şey söylenir ve söylettirilir ama iktisatçıların itibar edeceği ciddi bilgiler ne yazık ki ortada yoktur; elde edileceğine dair bir işaret de yoktur. Aksine, sektörün teknolojik-ekonomik özellikleri maliyetlerin minimuma inmesine ancak tekelleşme altında izin vermektedir. İşin bu vechesi internet sitelerinde hiç ilan edilmez.

3) Fiyatlandırma ise daha farklı bir konu; yani her iki rejimde de fiyatlandırma politikaları (1) toplam maliyetin toplum kesimleri arasında nasıl paylaştırılacağını, (2) sermaye getirisinin ne ölçüde olacağını belirler. Kamu tekelciliğinde marjinal maliyet fiyatlandırması, yani piyasa sanki rekabetçi imiş gibi davranılarak fiyat = marjinal maliyet ilkesi uygulanabilir. Bu durumda doğacak yatırım açığı hazineden ödenir. Aslında başlangıçta bir çok ülkedeki uygulama da aşağı yukarı böyle idi. Bu, enerji kullanımını teşvik edici bir politikadır. Yok eğer bir kar marjı konulacaksa -- ki sonradan uygulamalar buna dönüşmeye başladı -- bu kar yine kamuya döner. Liberal rejimde ise (1) hem kar marjı regülatif kontrolden kurtulduğu için oligopolcu rantlara doğru yükselir (2) hem de bu ölçüsüz kar toplumun değil, birilerinin cebine gider. Sermayenin enerjiyle bu denli ilgilenmesi nereden kaynaklanıyor sanıyorsunuz?

Konuya biraz daha devam edeceğim. Şimdilik herkese sevgiler.
Çağlar Güven
Cum 29.08.2003 09:28
[METU-IE-ALUMNI:11853] enerjide verimlilik
******************

Liberal Enerji
Enerji konusunda bugün ikinci mesaj:

1) Elektrikte üretim maliyetleri santralın takatla belirlenen kapasitesi arttıkça düşer. Bugün ünite (yani bir turboalternatör grubu) bazında maliyet minimizasyonu sağlamak istenirse termik santralların bir ünitesinin 1000 MW ‘in üzerinde olması gerekir; santral kapasitesinin ise, yakıt cinsine de bağlı olarak birkaç bin MW'a ulaşması normaldir. Bizde çok sayıda 150MW, 300 MW kapasitesinde ünitelere rastlanır. (Optimizasyon elbette ünite bazında değil tüm sistem bazında yapılmalıdır; yani sistemde az sayıda küçük üniteye de yer vardır. Ben sadece fikir vermeye çalışıyorum). Durum böyle iken TEAŞ santrallerinde ortalama enerji maliyeti bugün aşağı yukarı 3-4 cent dolayındadır. Hidrolik santrallerde maliyet 1 centin altına düşer.

2) Enerji sektörü rekabete açılırsa maliyet minimizasyonunda sorun yaşanır. Eğer piyasa gerçekten rekabetçi nitelik kazanırsa pazara çok sayıda, ama küçük kapasite ile çalışan üretici gireceğinden ortalama maliyetler süratle yükselir. Daha çok karşılaşılan durum belirli sayıda üretici barındıran oligopolcu bir yapının ortaya çıkmasıdır. Bu da fiyat manipülasyonuna, yatırım ve güvenilirlik yetersizliğine yol açar. ABD’de yaşanan budur. (Şimdi haberlerde İngilterede de karatma olduğunu söylediler.) Bu arada ulusal pazarın büyüklüğü de elbette önemli: örneğin ABD gibi büyük ekonomilerde çok sayıda büyük üreticiye yer olabilir (ama durum başka nedenlerden dolayı orada da o şekilde gerçekleşmez). Türkiyede puant talep 25 000 MW’ın altında, mevcut kurulu kapasite de yanılmıyorsam 30 000 MW’ın biraz altındadir. Bu kapasitenin büyük bölümü kamuya ait olduğundan, değil çok sayıda, az sayıda büyük üreticiye dahi yer yoktur. (Ekonomik ölçekte bir santralın birkaç bin MW takatinde olması gerektiğini belirtmiştik.) Yani en azından Türkiye enerji pazarında rekabetçi piyasalardan beklenen yararın hasıl olması mümkün değildir.

3) Peki elektrik sektöründe liberalleşme Türkiyede neye yol açar? EPDK’nin öngördüğü gelişmeler gerçekleşince halihazırda zaten otoprodüktör cenneti haline gelen Türkiyede bağımsız üretici sayısı gerçekten artabilir. Bunların çoğu 50-100 MW kapasitesine dahi ulaşamayacağından elektriği ucuza mal etmeleri mümkün değildir. Böyle bir politika uygulanabilecek en aptalca politikadir ama hükümetlerimiz bunu zaten yıllardır uyguluyorlar. Yeni durumda üreticilerin yanı sıra ve daha önemli olarak ortaya az veya çok sayıda aracının çıkması olacaktır. Bunlar üretim yerine alım satımla uğraşacaklar, tıpkı bankalar gibi arbitrajdan para kazanacaklar. (Bütün sistem tek bir devreden ibaret olduğu için Edirne'deki tüketicinin Van'daki üretici ile enerji alım sözleşmesi yapması mümkün, ama zordur; aracı bu işi kolaylaştırır.) Halen geliştirdikleri arbitraj yazılımlarını çantalarına doldurmuş bir dizi yabancı firma var. Bunların en ünlüsü olan Enron’un ömrü vefa etmedi ama başkaları, özellikle İngiliz firmaları, kapıda sıra bekliyor. Sonuç itibarıyla yerli olsun yabancı olsun bir sürü aracı firma bol para kazanacak. Bu paralar zaten pahalı elektrik almak zorunda kalan tüketicilerin cebinden enerji maliyetine ek olarak çıkacak.

(Şunu da eklemeliyiz: sizler için yeni imkanlar doğacak; matematiksel modelleme ve optimizasyon becerileri gelişmiş girişimcileri büyük kazançlar bekliyor olabilir).

Sevgiler.

Çağlar Güven
Cum 29.08.2003 10:29
[METU-IE-ALUMNI:11854] liberal enerji
*******************

Rekabet ve Tekeller
Sondan bir önceki enerji mesajı:

1) Serbest piyasa ekonomisi dediğimiz rejim, ekonomi politikaları oluşturulurken, rekabetçi piyasalarda öngörülen uzun vadeli dengenin hedeflenmesi gerektiği kabulüne dayanır. Gerekçesi neoklasik iktisat kuramı ve mikroiktisatin temel sonucu olan rekabetçi denge teoremidir. Buna göre uzun vadede çok sayıda üretici teknolojinin elverdiği minimum maliyetle üretim yapacak, yani marjinal maliyetlerle ortalama maliyetler eşitlenecek. Pazara giriş çıkış serbest olduğundan fiyat da marjinal maliyete eşitlenecek; “normal kar” ötesindeki rantlar sıfırlanacak ve ortaya bir Pareto optimum çıkacak. (Bu tahmin edeceğiniz gibi benim özetlediğimden çok daha karmaşık bir teormler dizisi içeriyor ve matematiksel ispatı mevcut.) Tabii "uzun vade" hepimiz öldükten sonraki bir zaman anlamına geliyor ama politikaların bu referansa göre düzenlenmesinin herkes için iyi olacağı serbest piyasa ekonomisinin temel kabulüdür.

2) Yine mikroiktisat, bir dizi faktörün bu dengeye ulaşmamızı önleyeceğini söylüyor. Bu faktörler genelde bir "externality"e yol açarak Pareto optimal dengeyi engeller; yani ortaya bir "market failure" çıkar. Kapitalist düzende devletin yegane, altını çizelim, YEGANE görevi bu "failure"ları önlemektir. Piyasada fiyatlara müdahale olursa "failure" olur; mevcut olması gereken bir piyasa namevcutsa yine "failure" olur; bu nedenle kamu malları özelleştirilmelidir vs... Bu kadarını zorlanmadan anlayabiliriz. Ilginç olan, örneğin büyüklük kazancının da "failure" nedeni olmasıdır. Zira iktisadın soyut teoremleri hep sabit getiri oranları (constant returns to scale) varsayımına dayanır. Büyüklük kazancı görülen sektörlerde maliyet minimizasyonunu gerçekleştirmek için firma sayısının yani rekabetin kısıtlanmasına, hatta tekelleşmeye izin vermek gerekir. Bu "doğal” tekellerde üretimi ya kamu üstlenir ya da tekel rantından doğacak refah kaybını önlemek için regülasyona gidilir.

3) Enerji piyasalarında kamu tekelciliği veya regülasyona tabi tekelcilik kapitalist ekonominin kendi kuralları gereğidir. Peki o zaman ne oldu da şimdi liberalizasyona gidiliyor?

Son bir mesaj daha olacak. Sevgiler.

Çağlar Güven
Cum 29.08.2003 10:34
[METU-IE-ALUMNI:11855] rekabet ve tekeller
*************************

Görünmez El
Arkadaşlar, enerji işini tartışmaya çalışıyoruz. Değinmediğimiz pek çok ayrıntı ve komplikasyon var; ama daha fazla devam etmek can sıkıcı olacak. Şimdi hoşgörünüze sığınarak enerji konusunun ötesinde bir iki gözleme daha yer verip bu mesajlara nokta koyayım.

Anlatmaya çalıştığım gibi kapitalist ekonomilerde rekabetçi optimumu engelleyerek "market failure"a yol açan dışsallıkların (externalities) varlığı öteden beri bilinir. Neoliberaller (iktisatçı dilinde "arz tarafı iktisatçıları" ve "yeni klasikler") bu dışsallıkların kaideyi bozmayan istisnalar olduğunu ileri sürer ve görünmez elin hakimiyetini savunurlar. Keynezci liberallere bakılırsa dışsallıklar daha yaygındır ve o nedenle kamusal regülasyona ihtiyaç vardır. Merkezi planlama yanlılarına göre ise dışsallıklar kaide, serbest rekabet ise istisnadır. (Bu sonuncuları şimdilerde kimse dinlemiyor). Hangisinin doğru olduğuna karar verirken eleştirici düşünceyi elden bırakmamak lazım.

Biliyorsunuz son yıllarda serbest rekabetçi piyasaların meziyetlerinden bolca söz edilmekte. Bu adeta bir bombardman gibi. Bundan etkilenen birçok kişi, özellikle genç arkadaşlar, hiç sorgulamadan bu propogandaya kapılabiliyorlar: Yani eğer serbest piyasa koşullarını kaim kılarsak hep birlikte refah ve mutluluğa erişeceğiz.

Rekabetin olumlu etkileri mutlaka vardır; ama insanların işlerinde tekdüze reçetelere yer olmadığını unutmamak lazım. Zenginliğe kavuşan bütün toplumlar kerametin ayrıntıda ve istisnalarda olduğunu bilirler. Bugün ABD dahil, "Washington consensus" reçetelerini yazan zengin ülkelerin HİÇBİRİSİ refaha o politikalarla ulaşmadı. Serbest piyasa politikaları uygulayarak zenginleşmiş HİÇBİR ülke yoktur. Bundan sonra olur mu bilemem ama bildiğim şudur: Türkiye'nin 1979'dan bu yana uyguladığı liberalleşme politikalarıyla ulaştığı noktayı hep birlikte görüyoruz. GSMH, onca nüfus artışına rağmen iki katına dahi zor çıktı. Kişi başına reel milli gelir 1990'ların başından beri artmak şöyle dursun geriledi. Neredeyse müflis durumda, finansal çöküş içindeyiz; tutar tarafımız kaldı mi bilmem. Türkiye bu dönemdeki bütün kalkınma fırsatlarını büyük bir cehalet içinde, ne yaptığını bilmeden yalancı vizyonlar peşinde koşarak harcadı. Bugünkü hükümetin vizyonu da farklı değildir.

Serbest piyasa edebiyatında kulağa hoş gelen, insan özgürlüklerini destekler görünen bir tını mevcut. Oysa serbest piyasa matematikte bir teoremdir. Aslında sermaye rekabetten hiç hoşlanmaz. ABD bize dayattığı politikayı en başta kendisi uygulamaz. Demir çelik örneğinde, tekstilde, tarımda görüldüğü gibi dışarda uygulamaz. 11 Eylül sonrası icraatında olduğu gibi içerde de uygulamaz. Size "orada sistem çalışıyor" derler. "Çalışan sistem" Amerikada iktidarı bir hırsızlar çetesine teslim eder. Olup bitenler bizdeki banka hortumculuğundan geri kalmaz. Kapitalizmin, hiç değilse sıradan bir firmada "governance" sorununu halletmiş olmasını beklersiniz. Bakarsınız ki o da ortada yok. Örnekleri Enron'la, WorldCom'la, Arthur Andersen'le kısıtlı da değildir. Durum bizde de öyle değil mi? Her konuda fetva veren Sakıp Sabancı gibileri Uzanların yaptığının hiç mi farkında değillerdi? Neden ağızlarını bir kez olsun açıp da sistemi korumadılar? Bu düzenin yarattığı genel tahribata hiç girmiyorum; sadece sitemin çalıştığı hikayesini dinlerken bile çok dikkatli olmak lazım.

Enerji sektöründe olduğu gibi başka sektörlerde de bu piyasa hadisesine doğru perspektiften bakmayı öğrenmekte, görünmez elin kimin cebinde olduğuna dikkat etmekte pek çok yarar var.

Sevgiler.

Çağlar Güven
Cum 29.08.2003 16:43
[METU-IE-ALUMNI:11863] görünmez el
 
<<< Geri

Yönlendirme Sayfası

 

Ana Sayfa | Etkinlikler | Birikimler | Ülke Gündemi | Biz Bize | Dağar | Siteler | Sanat | Başka Şeyler