Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü mezunlarının bir e-ortamıdır.

Ana Sayfa | Etkinlikler | Birikimler | Ülke Gündemi | Biz Bize | Dağar | Siteler | Sanat | Başka Şeyler  

Arşiv

metu-ie-alumni

Kimlik

Yazışma

Modellerin Ruhu Üzerine

Zeki Uğurlu, Sinan Kayalıgil

EM Gündemi

EM Eğitimi

Yurtsama

Kişisel Sayfalar

EMdat

--- Şenol Keserlioğlu wrote:
"EM eşittir problem çözme" gibi bir önermeden yola çıkarak ......


Aşağıdaki (yukarıdaki -editör) mail gelince buradaki arkadaşlarla birkaç hafta önce yaptığımız bir tartışma geldi aklıma. 

Tartışmanın özü bizim aldığımız mühendislik eğitiminin genellikle önceden oluşturulmuş analitik modellerin nasıl çözüleceğini öğrenmeye dayandığına ilişkindi. Gerçek hayattaki problemlerin nasıl analitik modele dönüşeceği ise eğitimimizin zayıf tarafı idi. Bu nedenle iş hayatına başlandığında karşılaşılan problemlerin nasıl analitik bir model olarak ifade edileceği asıl problem olarak karşımıza çıkmakta. Bugün gelinen noktada başkaları tarafından geliştirilmiş pek çok software hazır bir modeli kolayca çözmemizi sağlıyor. Bu durum bizim öğrencilik yıllarımızda böyle değildi ve belki de o zaman için bu modellerin nasıl çözüleceğini öğrenmek gerekiyordu. Bugün de eğitim sistemi böyle mi bilmiyorum, ancak gelen yeni mezunları gördüğümde çok büyük farklılık olmadığını hissediyorum. 

Yani abartırsak 2+2 nin kaç ettiğini bilmek için toplama işlemi yapmayı bilmeye gerek yok. Çünkü bunu hesap makinası kullanarak yapabilirsiniz. Ama 2+2 nin kaç ettiğini bilmek için toplama işlemi yapılması gerektiğini bilmek gerekiyor. En azından benim EM eğitimi aldığım dönemde bize daha çok toplama işleminin nasıl yapılacağı öğretiliyordu. Bu tarz eğitim daha çok akademisyen yetiştirmeye hizmet ediyor. 

Hocalarımız bu konuda bir şeyler söylemek isterler mi ? 

Zeki Uğurlu

Yaz tatili ortasında, burada kimsenin cevap yazamama kısıtını fırsata çevirip aklımın erdiğince ben yanıtlayayım:

Zeki, "Bizlere, yalnızca önceden oluşturulmuş analitik modellerin nasıl çözüldüğünü öğretmişler" diyor. İş hayatında ise karşılaşılan problemlerin nasıl analitik bir modelle ifade edileceğinin, çözmeyi bilmekten daha öne çıktığını ekliyor.

Bunlar bana, ilk asistanlik yıllarımda, Seydişehir alüminyum tesisinden başvuran bir metalurji mühendisini anımsattı. Üretimlerini planlamak düşüncesiyle, bir yerden öğrendiği doğrusal programlamayı kullanmak istemiş. Sayfalarca yazmış çizmiş, her şey iyiydi de aklına bir soru takılmıştı. "Ne yaparsam yapayım, bilinmeyen sayısı denklem sayısını geçiyor, bu doğrusal sistemin çözümü nasıl olacak?" diye. Kendisine yazdıklarının hepsinin eşitlik de değil eşitsizlik olduğunu hatırlatınca bir daha şaşırmıştı. Ofis arkadaşım Bülent Özgül anımsar, adamcağız gittikten sonra eksik akıllarımızla, ikimiz aramızda işin felsefesini yapmaya kalkışmıştık. Zaten o yıllar, bol felsefe zamanları mıydı ne?

Analitik modelleri, bilgi sayan bir makinenin bir ucundan verip, öteki ucundan mutlu sonuca varacağını sanmak, kanımca, modellemeye yapılan ciddi bir haksızlıktır. Çözerken ne olup bittiğini, çözümlerin teknik zaaflarını, incelikli gerekirleri, örtük varsayımlarını, kaba deyimiyle "ayak oyunlarını" filan bilmeden iyi model kurulamaz, sağlıklı sınamadan geçirilemez, kullanışlı neticeler elde edilemez, "gerçek hayattaki çözümler" için sağduyu da kazanılamaz.

Ama, Zeki yine de haklı. Model ve analitik çözüm, bizim işlerimizi -yöneylem araştırmasını uygulayan endüstri mühendislerini- ancak kısmen kapsayan aşamalar bence. Bu ikilinin (yani model ve çözümün) bir evveli hayatı, bir de sonrası var. Evvel hayatında, problem dediğimiz bir kavrayışı çekip çevirip şekillendirmek (bazımız "yapılandırmak" der); sonrasında ise çözüm diye görünen(ler)i başka insanlara anlamlandırmak, teknolojilere uyumlamak gerekir. Bu ikisi (öncesi ve sonrası) olduğu için, uygulamalı matematikten azıcık farklı bir mesleğimiz vardır sanıyorum. Hatta bu ikili olduğu için -bence sırf bu yüzden- disiplinlerarasıdır der dururuz. Daha da ileri gidersek, meslek içi "derin" uzmanlaşmamız da buralardan geçer.

Akademisyen yetiştirmekle kısıtlı olma gözlemine katılamıyorum. Tipik akademisyen niteliği, biliyor olma tokluğunu tanımamaktır, bilgi açgözlülüğüdür. Çok şükür, tatil günleri 17:00'de kapadığımız kütüphanemiz, öğrencilerimizi sınav ve sonuç aritmetikleri uzmanı kılan sistemimiz, soru sormayı değil cevabı ne yapıp edip kılıfına uydurmaya heveslendirdiğimiz değerlendirme düzenimiz, "nasıl yapsam da atlatsam" stajlarımız ile bu açlığı bir güzel gidermiş vaziyetteyiz, popülasyon çoğunluğu düşünülürse.

Her şeyin üniversitede öğrenilemiyeceği bilinen bir doğru. Kimileri yüzdelere vurup, "üniversite eğitimi meslek hayatının %20'sini geçmez" bile der. Ama sağlıklı yaklaşımlar için iyi bir üniversite eğitimi mayası, kanımca, olmazsa olmazdır. Kısacası biz bu mayayı çalmaya çalıyoruz da, bir iki ufak (!) eksik de yok değil hani, Zeki. Örneğin, öğretmeye çalıştıklarımızı, bir bütün kılacak 'metodoloji' bu mayada ne yoğunluktadır, bazımız merak ediyor.

Gelin onları bir ara yazışalım, süregiden bu sıcak mesajlaşmalardan arta kalan ilk fırsatta.

Sevgiler.

Sinan Kayalıgil '78

Ana Sayfa | Etkinlikler | Birikimler | Ülke Gündemi | Biz Bize | Dağar | Siteler | Sanat | Başka Şeyler