Orta Doğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü mezunlarının bir e-ortamıdır.

Ana Sayfa | Etkinlikler | Birikimler | Ülke Gündemi | Biz Bize | Dağar | Siteler | Sanat | Başka Şeyler

Arşiv

metu-ie-alumni

Kimlik

Yazışma

Kalite Sistemleri

Bahadır Akın

PerşEMbe

Arçelik

 

Arman

Bahadır

Gökhan

Sertaç

Yasemin

Zeki

Arçelik'te nasıl başladın, nasıl gelişti işler?
Arçelik'e 91'de Kalite Planlama Şefi olarak girdim. Genel Müdürlük'te böyle bir birim vardı. Oradaki işim ISO 9001 belgesinin alınmasıydı. Bu konuda iki yıldır uğraşılmış, çalışmalar sürüyordu. Bu işi hızlandırmak ve gerçekleştirmek göreviyle geldim. Bir yıl içinde de Arçelik'in o zamanki iki işletmesi, İstanbul ve Eskişehir, için bu belgeleri aldık.

93'te de Ankara'da yeni fabrika (Bulaşık Makinası)  kurulmaktaydı. Beni de şeflikten Kalite Güvence Müdürlüğüne terfi ettirerek yolladılar. Orada sıfırdan bir fabrika kuruldu ve tabii sıfırdan bir Kalite Güvence Departmanı oluşturuldu.
Orada da tam bir yıl içinde ISO 9000 Kalite Güvence Sistemi belgesi aldık; onu izleyen yıl içinde de, Çevre Yönetim Sistemi Belgesi aldık. 97'ye kadar orada çalıştım. Daha sonra, İstanbul'daki fabrikamızdaki Kalite Güvence yöneticisi arkadaşımızın işten ayrılmasıyla beni İstanbul'a geri çağırdılar.

99'da da kalite sistemlerinin tüm şirkette koordinasyonunu yapmak üzere Kalite Sistemleri Yöneticiliği'ne getirildim.
Bu arada, Arçelik'in küresel ölçekte bir yapıya dönüştürülmesi sürecinde büyüyen yapısına katılan diğer işletmelerde de sistemlerin uyumlu hale getirilmesine yardımda bulundum. Bu arada TÜSAİD-KALDER ve EFQM ödülleri var. Bunların başvurularının yapılması, ödül kitaplarının hazırlanması ve denetimleri süreçlerinde de yoğun çalışmalarım oldu. Bu yıllarda sığan bir de "ödül denetçiliği" görevlerim var. Hem KalDer, hem de EFQM ödülünde değerlendiricilik yapıyorum. Bu da, deneyimlerimi zenginleştiren (iki rolü de oynamak: denetçi ve denetlenen) farklı bir olgu.

Ankara deneyiminin, yeni kurulan bir işletmede ISO 9000 koşullarının sağlanmasının, bir ilginçliği var mıydı?
Daha önceden kurduğumuz ve denediğimiz bir sistemin adaptasyonuydu, o açıdan bir ilginçliği yoktu. Benim için asıl ilginç olan hiç bir şeyin olmadığı bir noktadan başlayarak, yaratılan bir ortamdaki yönetim deneyimiydi. Sonuçta bir departman oluşturduk. Hem mühendis arkadaşların hem işçi arkadaşların seçimi, yetiştirilmeleri gibi zorlu bir süreci yaşadık. Çok genç ve çoğu deneyimsiz insanlarla, hem üretimin kalitesi hem sistem kalitesinin sağlanması gibi zor bir görevin başarıldığı bir yönetim deneyimi. Bir sene boyunca 7 gün 24 saat çalışmak ve çalışabilmekti. Daha da önemlisi, ben o yıla kadar masa başı ve kurmay görevlerde çalışmış, doğrudan üretimin içinde bulunmamıştım. Biliyorsun, bize derslerde, üretimin yönetimi öğretiliyor... ama üretim ortamındaki ilişkilerle birlikte üretim yönetimi öğretilmiyor. Bunları ben Arçelik'te yaşayarak ve aldığımız yoğun eğitimlerle öğrendim. 

Buradaki işi nasıl anlatırsın?
Şu anda bizim 7 tane fabrikamız var. Oraların kalite güvence yöneticileri var. Kurulu sistemler var. Bu nedenle, gündelik işler yerel bazda yürüyor. Bizim yaptığımız, bu sistemlerin doğru bir biçimde uygulanması için gerekli koordinasyonun yapılması, iyi uygulamaların ve deneyimlerin paylaşılması,  merkezi denetimlerin planlanması ve yapılması. Değişik işletmelerden ve değişik departmanlardan oluşturduğumuz bir denetçi havuzumuz var. Bunlar aracılığıyla, planladığımız denetimleri yaptırtıyoruz. Denetimlerin de kalitesini kontrol ediyoruz. Denetçileri, tutturması gereken niteliklere göre seçiyoruz. Denetimlerden sonra yaptığımız anketler de denetim performansı hakkında bilgi veriyor.
Mükemmellik Modeli (EFQM) özdeğerlendirme yapmayı gerektiriyor. Bu da merkezi bir fonksiyon; bunu gerçekleştiriyoruz. Bunun çıktıları, özellikle güçlü ve zayıf yanlarımız özelinde, stratejik öngörü toplantılarına girdi sağlar. Bu açıdan, kalite sistemlerini stratejik planlama sürecinde temsil ediyoruz.

Son iki yıldır, sistem denetleme ve sistem geliştirme yönümüz öne çıkmaya başladı. Bu yönde departmanlardan talepler gelmeye başladı. Bu da olumlu bir noktaya geldiğimizi gösteriyor. Departmanlar, denetim sonuçlarına göre yapılması gerekenleri belirlemekten çıkıp süreçleriyle ilgili iyileştirme girişimleri için bizden yardım istemeye başlıyorlar ki, endüstri mühendisliğini kullanma koşulları da bu noktada ortaya çıkıyor. Yukarıdan bakmak, sistemin tümünü görmek ve sistemler arası ilişkileri yakalamaktan başlayarak çözümler geliştirmek, sistemi verimli kılmak üzere somut görevlerle karşı karşıya geliyoruz. İşin özünde, "müşteri sesinin" süreçlere yansımasını güvence altına almak var zaten.
Bu yöndeki gelişmeler bana, Kalite Sistemleri olan bölümümüzün adını Sistem Kalitesi olarak değiştirsek mi diye düşündürtüyor. Bunun; yaptığımızı daha iyi anlatacağını sanıyorum.

Belki de bu adımı atma öncülüğüne de ihtiyaç var. 
Gündemimde. Herhalde iyi bir çözüm bulacağız.

Peki, ISO 9000 geçmişinin, Kalite Ödüllerine (TÜSİAD-KalDer ve EFQM) katkısı olmuş muydu?
Mükemmellik Modeli ile ISO 9000'in kesişimi var. 2000 revizyonu sonucunda bu kesişim daha da arttı. Buna rağmen, bu katkı ve kolaylaştırıcılığın çok büyük olduğunu kolaylıkla söyleyemiyorum. Mükemmellik Modeli başlı başına farklı bir bakışı, yaklaşımı gerektiriyor. ISO 9000; Mükemmellik modeliyle yapılmaya çalışılanın hepsini kapsamamakla birlikte, daha cok "ne" üzerinde dururken, Mükemmelik Modeli daha çok "nasıl"ı değerlendiriyor. Klasik bir örnektir, burada da hatırlatayım: salt ISO 9001 (1994 versiyonu) uygulayan bir kuruluş, EFQM modelinden 1000 üzerinden 250 - 300 puan alabilir. ISO 9001' in bir disiplin getirdiğini söyleyebiliriz. Sanırım, özellikle yeni fikirler, sistemler yaratacak zamanı ve maddi kaynağı kısıtlı olan kuruluşlar için iyi bir basamak oluşturuyor. 2000 versiyonu ise EFQM modeli ile ISO 9001 arasındaki farkı azaltmış durumda...

Hocam, senin bir de KalDerliliğin var? O, nasıl basladı, nasıl gelişti?
Arçelik'ten önce (87-91 arası) 4 sene Şişe Cam'da çalıştım. Orada İbrahim Kavrakoğlu'na bağlı Sanayi Mühendisliği Müdürlüğü'nde çalışıyordum. Orası, Türkiye'de toplam kalite, istatistiksel proses uygulamalarının ilk yapıldığı yerlerdendir. Kalite Ödülü fikri ve dernekleşme düşüncesi ilk oralarda ve o sıralarda oluştu. (Eminim, bu düşünceler o sıralarda bir çok kişinin kafasında dolaşıyordu. Birisinin de tetiklemesi gerekir...) İbrahim Kavrakoğlu'nun öncülüğünde, büyük holdinglerin de katılımıyla Kalite Derneği kuruldu. Benim Derneğe katılmam da Arçelik'e geçtikten sonra oldu.

Hala Siemens'te çalışan Selim Güven'in de ısrarıyla girdim KalDer'e. Daha sonra da onunla çok iyi arkadaş olduk. İlk eğitimlerin hazırlıklarını birlikte yaptık, ilk eğitimleri verdik: ISO 9000 Denetçi Eğitimi, Toplam Kalite, İstatistiksel Proses Kontrol, vs. Şişe Cam'da çıkardığımız "kalite" dergisinin deneyimlerini Derneğe taşıyarak, bir de yayın çıkarmaya karar verdik. "Önce Kalite" dergisinin yayın komitesindeydim. O bir kaç ay içerisinde de ilk yayınları oluşturduk. Derneğin ilk yılları gerçek bir gönüllü hareketiydi. Bir avuç kişi hafta içi normal işlerinde, hafta sonları ve akşamları ise Derneğin işlerinde çalışıyordu.

Ankara'ya gidince de, o kadar işin arasında, bir de Ankara Şubesi'ni oluşturduk. 7 gün 24 saatlik o temponun içerisinde bunun nasıl gerçekleştiğini hala merak ederim. O zamanki İşletme Müdürü Ahmet Sakızlı'nın da bu işte büyük katkısı ve desteği oldu. Şubenin kurucu üyeleri arasında yer aldı. İlk başkanlığı üstlendi. Daha sonra yapılan ilk seçimde başkanlığa beni önerdi ve böylece bu işi "resmen" üstlendim. 1997'de İstanbul'a geri dönene kadar bu görevi de sürdürdüm. 
Şubeyi, telefonu faksı dahil, esas olarak işletmeye kurduk. Üyelerle haberleşmede, e-mail kullanmaya orada başladık; "iletişim yaprakları" adıyla bültenler yayınladık. 
Ankara Şubesi, kamunun Toplam Kalite sürecine katılması açısından bilerek attığımız uygun bir adımdı. Olumlu gelişmeler sağlandı; hem bakanlıklar bünyesinde, hem diğer kuruluşlarda. Orada atılan tohumların bazıları belki hiç çıkmadı, bazıları uç verdi, bazıları da iyi gelişmeler gösterdi. İleride bunlar daha iyi görülecek sanırım.
KalDer'deki çalışmalarım sürüyor: Şu anda da İcra Kurulu'nda yer alıyorum.

Başlangıçta, kim ilgilendiyse onun üstünde kalan Toplam Kalite konusunu, Endüstri Mühendisleri çok doğal bir biçimde sahiplendiler. Bunu ne kadar hak ediyorlar sence?
Sistem yaklaşımı bilimsel problem çözme yaklaşımı aslında. Toplam Kalitenin özünde de bir bilimsel problem çözme var. Bunu geniş bir çerçevede düşünürsek; Toplam Kalite, bir anlamda, herkese Endüstri Mühendisliği'ni öğretmektir aslında. Bunu tabii ki genelleyerek söylüyorum. TKY'nin gerektirdiği bir çok konuda (insan kaynakları yönetimi, endüstriyel psikoloji, finansman, vb.) Endüstri Mühendisliği'nin kendisini geliştirmesi gerekiyor.
Bu "iyileştirmeye açık alanlarımızı" belirlerken, mühendislikler ve hatta tüm bölümler içinde, en iyi uygulamalı istatistik öğrenilen yerin bizim dalın olduğunu unutmayalım. Bu hem genel kalite güvence hem de TKY'de bizi en üstün kılan yanımız.

Listeyi nasıl buluyorsun?
Liste, doğru hatırlıyorsam, 1998 yılında kuruldu.
Erol Sayın çıkış amacını herhalde en iyi söyleyecek kişidir. Sanırım bir miktar haberleşme-iletişim amaçlı, bir parça da bilgi-deneyim paylaşımı amaçlı idi.
Ama ilk kuruluş amacı ne olursa olsun, şu anda gelinen nokta (düzey) tam olarak hayal edilmemiştir diye düşünüyorum. Tahminim, Liste, Erol'un beklentilerini artı yönde epeyce aşan bir çizgiye ve niteliğe ulaştı.

Şu anda 800 kayıtlı üye var.
Bunun çoğunluğu gözlemci veya izleyici durumunda....

Gözlemci ve izleyici olanlar da aktif ve pasif olarak ikiye ayrılıyor bence.
Aktifler, mesajların çoğunu ciddi okuyup sesiz kalıyorlar...
Pasifler, arada pek az mesaja bakıp, çoğunlukla "delete" tuşunu kullanıyorlar.

Aktif kitle ise dönemsel olarak içerik değiştiriyor... Nedenlerini bilemiyorum; ama araştırıp bulmak ilginç ipuçları verebilir bize....

Zaman kesitlerinde tartışılan konular da değişikti hep.
Sürekli olan bir tema sanırım siyaset oldu.
Adından umulanın aksine mesleki konu veya sorunlar öne çıkmadı

En az sanat yeraldı. Neden bilmiyorum. 
Liste Türkiye gündemini bazen tıpatıp ve yoğun bir şekilde (17 Ağustos depremi gibi) izledi; bazen de oralı olmadı ya da gündeme teğet geçti (Ecevit' in son ABD gezisi, ölüm oruçları gibi)... Sanki izlediği günler, dönemler azınlıkta gibi...

Bunu sadece saptama olsun diye söylüyorum. İyi veya kötüdür demiyorum.

Bir sosyolog, bizleri (Listeyi) uzaktan izlese, çok zengin verilerle donanıp çıkar. Birçok değerli analizin yapılabileceğini, bizi zaman zaman şaşırtan, zaman zaman kızdıran (yukarıda benim saptamalarım ya da algılamalarım olan konulara benzer) birçok olgunun daha sistematik ve bilimsel açıklamasının yapılabileceğini düşünüyorum.

Bölümümüz 32 yaşını devirmiş, 33'ünden gün alıyor.. Düşünsenize, ilk mezunlar, üniversite çağında çocuklara sahip olabilecek yaşlarda...
(Sahi, bölümde hiç çocuğu okuyan ya da mezun olan var mı acaba???)
1969-2002 arasını bir de Türkiye'nin yaşadığı dönemlere göre değerlendirirsek, listemizde önemli bir değişkenlik olduğunu anlayabiliriz.
Yani, bir çok parametreye göre standart sapması büyük bir kitleyiz. Mesleki olarak bile tam olarak aynı formasyona sahip değiliz aslında...

Gerçek bir çeşitlilik ve farklılık hüküm sürmekte listede...
YÖK sayesinde gittikçe daha çok mezun verdiğimiz için, listede gençlerin ve yeni kuşağın daha fazla ağırlığı olacak...

Listede tartışmalar yaşandı dönem dönem... Bunların bir kısmı "nahoş" oldu. Nahoş olanlar bazı arkadaşları temelli, bazılarını dönem dönem aramızdan ayırdı. 

Yaşananlar, ülkede genel ortalamada gördüğümüz herşeye uygundu bence. Eleştiriyi iyi yapamama, hep eksileri görme, başkasının düşüncesini anlama çabasını göstermeme, başkasının düşüncesini benimsemede veya o düşüncenin üzerine yenilerini eklemlemede zaafiyet veya zorlanma, empati, özeleştiri kavramlarına uzaklık... Bu listeyi uzattıkça uzatabiliriz. Kısaca; yolda trafikte, parti kongresinde, plajda, hastanede, stadyumda neler yaşanıyorsa, bizim listede -davranışsal anlamda- yaşanmakta...

Bunun üzerine, bir işleyiş belgesi oluştu... Bu belge, bir dizi etik kuralı ve liste değerlerini barındırıyor.

Uyum oranı son zamanda gittikçe artıyor gibi. 
Ama bu geçici olabilir; kimse şaşırmamalı.

"Kuralsız ve ilkesiz yola çıkan bir ortak platform nasıl olabilir ve nasıl gelişir?" sorusuna ilginç bir yanıt oluşturuyor bizim liste.

Peki ya sistEM?
Listedeki bu denli "kuralsızlık" ve "kaotik" durum zaman zaman bir çok kişiyi rahatsız etti. Atılan iletilerin çok az bölümü çoğunluğu ilgilendiriyordu çünkü... Bu da, acaba web ortamında bir çeşit "chat" odaları gibi, herkesin ilgi alanlarına göre tartışma olanağı mı olsa, sorusunu gündeme getirdi; ama yandaş bulamadı. Herkesin tek bir platformda sesini duyurması belki verimsizlik gibi görünüyordu ama uzun dönemde daha etkili sonuçlar elde etmek olasıydı.

Bu sıralarda, elektronik dergi fikri ortaya atıldı. Bunu sanırım Nezih, 1980'lerin ortasında, haftalık ya da 2 haftalık periyotla çıkartılmış olan, fotokopiyle çoğaltılan ve bölümden haberler veren "bülteni" nostaljiyle anarak tetikledi.
Hayır! Hayır! e-dergi fikrini ortaya atan da Erol'du. Ben Monday Morning konusuna sistEMin ilk yayınlandığında değindim.
Bir süre isim ve logo arayışı sürdü... Sonra tabii ki, yazıları yazacak bir babayiğit... Sonra da, işler tavsamakta iken, Nezih tamam ben editörüm dedi ve ortalığı toparladı...

Aklımda kaldığı gibi durumu özetledim. Eksik ve yanlışlarımı düzeltebilirsiniz...

sistEM, günümüz teknolojisine uygun bir şekilde, 1980'lerin bülteni gibi değil... An be an güncellenebilir. Gönderilmesine gerek yok. Orada duruyor. Siz gidip bakacaksınız.

Ama, eskisi gibi, yine mutfakta birileri gerekiyor...
İşlevi, listede, doğal akış içinde ve belli bir konu çevresinde oluşan fikirleri, deyim yerindeyse, "koruma altına almak"...

Böylece liste ve sistEM birbirlerini tamamlayan iki platform oluyor.
(Teknik şöyle bir ayrıntı var: sistEM web'de herkese açık... Olgunlaştıkça, tüm endüstri mühendislerinin ziyaret etmek isteyecekleri bir site olabilir).

sistEM'in, uzun soluklu olabilmesi için yapısal bir tasarım ve organizasyon gerekiyor. Bir an önce bunun formülü "keşfedilmeli". Kişisel fikrim, kendi dalında çok başarılı olan ODTÜ Verimlilik Topluluğu ile stratejik işbirliği en doğru ve kalıcı çözüm... Çünkü bu platformun teknik, içerik ve kapsam yönetimi bu topluluk üyeleri için de büyük ve zengin bir deneyim kaynağı sunacaktır.

Bunun yanısıra liste üyelerinden konu bazlı sahiplenmeler tabii ki içeriğin kalitesini olumlu yönde etkileyecektir.

Ana Sayfa | Etkinlikler | Birikimler | Ülke Gündemi | Biz Bize | Dağar | Siteler | Sanat | Başka Şeyler